20. yüzyılın başlarında dünya, tarihin gördüğü en uzun ve en vahşi çatışma olan "Son Savaş" dönemine girdi. Bu savaş, geleneksel diplomasiyi ve insan yaşamının değerini tamamen ortadan kaldırdı. Uluslar, askerlerinin biyolojik sınırlarını aşmak için mekanik dehşetler inşa etmeye başladılar. Bu dönemin ilk kırılma noktası Guttermen birimlerinin icadıydı. Bu makineler, içine hapsedilen canlı bir insanın kanıyla besleniyordu; yani her makine aslında yürüyen bir tabut ve bitmek bilmeyen bir işkence merkeziydi.
Savaş geliştikçe, makineler de devleşti. İnsanlık, düşmanını yok etmek için gökyüzünü feda etmeye karar verdi. 1000-THR Earthmover adı verilen devasa sentetik varlıklar inşa edildi. Bu "Yürüyen Şehirler", sırtlarında koca popülasyonları taşırken, bacalarından püskürttükleri kül ve dumanla güneş ışığını tamamen kestiler. Dünya, yüzlerce yıl süren ve "Uzun Gece" olarak bilinen karanlık bir çağa gömüldü. Bitkiler öldü, atmosfer zehirlendi ve insanlık, kendi yarattığı bu tanrı-makinelerin sırtında parazit gibi yaşamaya mahkum oldu.
Savaş bittiğinde geriye bir kazanan çıkmadı. İnsanlık, aşırı makineleşme ve kaynak yetersizliği nedeniyle sessizce yok oldu. Makineler ise yeryüzündeki son damla taze kanı da tükettikten sonra, birer demir yığını olarak paslanmaya terk edildiler. Ancak programlanmış hayatta kalma içgüdüleri, onları yeryüzünün altında yatan kadim ve karanlık bir kaynağa yönlendirdi: Cehennemin Girişi.